Kar Yazın-Sanat-Kültür Dergisi

Sayı: 38 s:28-29 (2012)

YARATICI DÜŞÜNME YADA DÜŞÜNEMEME

Özel bir yeti olarak gördüğümüz “yaratma eylemi” en başta sanatın ve diğer tüm imgeselliğe dayalı sistemlerin somutlaştırılmasına zemin hazırlayan en önemli yapısal bir özellik taşımaktadır. Buna bağlı olarak “yaratıcılık” nedir dediğimizde en genel tanımıyla; olmayan bir şeyi hayal edebilme, herkesten önce farklı ve yeni yöntemlerle geliştirerek öngörü sahibi olabilme yetisi diyebiliriz.

Yaratıcılığa ilişkin tanımlamalarda insanların yaratıcı yönlerinin yanı sıra bilgisel, eğitsel ve düşünsel kimlik özelliklerinin de üzerinde durulmuştur. Çünkü kişiden kişiye göre değişen bu yetinin kapsamlı bir bilimsel araştırmaya dönüştürülmesinde, sosyo-kültürel çevreden genetik özelliğe kadar geniş bir taramayı gerektirmektedir. Bu alanda Paul Torrance’in “Torrance Yaratıcı Düşünme Testi” önemli bir veri tabanıdır. Torrance’in tanımına göre de yaratıcılık ; sorunlara, bozukluklara, bilgi eksikliğine, kayıp öğelere, uyumsuzluğa karşı duyarlı olma; güçlüğü tanıma, çözüm arama, tahminlerde bulunma yada eksikliklere karşı denemeler geliştirme ve bu denemeleri değiştirme yada yeniden sınama, sonra da sonucu başkalarına iletmektir. ( SUNGUR, 1997 )

En genel tanımlamalardan da anlaşıldığı gibi “yaratıcılık” yetisi insanın varoluşundan günümüze kadar olan her evrede istek ve arzuları doğrultusunda öznel yada nesnel amaçlara dayandırılarak bir iletişim aracı olarak görülmüştür. Mevcut fikir ve değerlerden yeni-özgün bir biçim ve boyut yaratmak, başka bir deyimle yaratıcı olabilmek; o toplum için idealizme ulaşmada belirleyicidir. Dolayısıyla yaratıcı düşünmeyi sadece sanatçının sahip olması gereken bir yeti olarak görmemek gerekiyor. İnsana yönelik ihtiyaçların karşılanacağı tüm alanlarda gelişimi sağlayacak üretim alanına göre kendi yaratıcı değerlerini belirlemesi ve geliştirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bir ülkenin liderinden teknik elemanına kadar her meslek için “yaratıcı düşünebilme” özelliği beklentilerimiz arasındadır.

Tanımlamalarımızda bahsettiğimiz yaratıcılık yetisi genlerimizden gelen bir özellik olsa bile eğitim yoluyla da kazandırılabilecek bir durumdur. Yetilerimizi ortaya çıkarıp geliştirebilme yada tam tersi yok olup körelmesine neden olma, içinde bulunduğumuz toplumun siyasi, ekonomik ve kültürel ortamıyla ilişkilidir. Örneğin gelişmiş bir ülkede gelecek nesiller yetiştirilirken, özgüveni yüksek, kültürel değerlere önem veren, yaşanacak problemlere karşı çözüm üretebilen kimliklere ulaştırabilme adına sanat eğitimi ve buna bağlı olarak yaratıcılığın geliştirilmesi bir devlet politikası olarak algılanmalıdır. Çünkü yaratıcı birey olabilme ve düşünebilme özelliğine sahip kişiler öncelikle kendini sorgulayabildiği için ailevi, toplumsal ve evrensel değerlere sahip çıkarak sosyalleşebilecektir. Öz eleştirisini yapamayan ve yaratıcı olamayan bireyin ise yaşamdan beklentileri sadece öznel olacağı için sosyalleşmeleri de çıkara dayalı, bilimsellikten uzak, ruhsal çöküntülere ve gerilimlere sürüklenen travmatik kimlikler olarak karşımıza çıkacaktır.

Dünya kültürlerine geçmişte yada günümüzdeki değerleri açısından baktığımızda bilim ve sorun çözebilme alanında yada sosyo-ekonomik ve inanç değerleri üzerinde sürekli farklılık gözetilmektedir. Bunda en büyük neden; kontrol sistemlerinde gerekli nüfus potansiyelini ve ihtiyaç alanlarının sürdürülebilirliğini sağlama amacıyla yaratıcı düşünme sistematiği inceden inceye ayarlanmaktadır. Örneğin Avrupa ülkeleri, Amerika, Japonya, Rusya ve Çin gibi ülkelerin yaratıcı birey modelleri, Afrika ve Arap ülkelerinde dini yada ekonomik sebeplere bağlı olarak yetiştirilmemektedir.

Yaşarken temel ihtiyaçlarımızı gidermeyi nasıl hedefliyorsak, bir yandan da geleceğin ihtiyaçlarını belirler ve programlarız. Bir başka deyişle bu geleceğin ihtiyaçlarını mevcut varlıklar üzerinden egolarımıza bağlı olarak hayal eder, tasarlar ve uygulamaya geçeriz. Tam da bu noktada Martin Buber “Ben ve Sen” adlı yazısında “biz dünyayı olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz, onu devamlı olarak yaratabiliriz. Gerçek kendi başına her gün yeni bir şeydir ve her sabah kendi ellerimizde şekillendireceğimiz başka bir yeni şeyi sorar. Bilmeden düşünce ve hayallerimizi belirli şeylerle yoğunlaştırıp onların gerçeklere uygunluklarını ileri sürdüğümüzde dünyayı yeniden yaratırız” ifadesiyle özetler. (STEVENI, 1968).

Buber’ın cümlesinde olduğu gibi eğer hep yeniden yaratacak bir girişimimiz varsa, ki var ; bu süreçte sanatın ve sanatçının çok önemli bir misyonu bulunmaktadır. Ressam, heykeltıraş, edebiyatçı, müzisyen, tiyatrocu kimliğinde yeniden yaratabilmek aslında riski de göze almak demektir. Çünkü sanatın yaratıcı olarak algılanmasını sağlayan en temelde büyük birikimlere dayanan bilinç düzeyiyle uyandırma ve harekete geçirme eylemine dayanmaktadır.

Görülüyor ki sanatçı toplum için hayati bir önem taşımaktadır. Bu kadar yaşamsal önemi olan kimliğin yetişmesi için de sanat eğitiminin gerekliliği öne çıkmaktadır. Özellikle günümüzde teknolojik ve yoğun endüstriyel yaşam bombardımanıyla körelen duygu ve düşüncelerimizi bu sayede yeniden kazanabilir ve doğaya zarar vermeden uyum sağlayabiliriz.

Yaratici_Dusunme_01

Yaratıcı Kimliklerin Kalıcı İmzaları

Sanat eğitimi ile sanatçı yetiştirebilme olanaklarını artırmak mümkün olduğu gibi toplumsal dönüşüm hareketlerini destekleyen ve yaratıcı düşünceleriyle katkı sağlayacak farklı disiplinlerdeki meslek gruplarının yetişmesi de mümkün olacaktır. Aksi halde merak etmeyen, sorgulamayan, üretmeyen, tüketen, bağımlı ve sonunu göremeyecek kadar karanlık bir dünyada yaşamaya yada yok olmaya mahkum bireyler, toplumlar yetişecektir.

Bugün dünyada bazı ülkeler sürekli içsel olarak çatışma halinde ise bunun en büyük nedeni yaratıcı düşünememelerinden kaynaklanmaktadır. Tıpkı bizim tarihimizde de olduğu gibi yaratıcı bir kimlik ve lider olan Atatürk’ün karanlık dönemlerden bir toplumu ayağa kaldırdığı gibi…

KAYNAKLAR :

GÜMÜŞ, Semih, 2012 – Çözümleyici Eleştiri, Can Yayınları

SUNGUR, Nuray, 1997 – Yaratıcı Düşünce – Evrim Yayınevi İstanbul

STEVENI, Michael, 1968 – Art & education, Atherton Press (New York)

TANİLLİ, Server, 2010 – Yaratıcı Aklın Sentezi, Cumhuriyet Kitapları